Parayı Veren Düdüğü Çalar | Bir gün Nasreddin Hoca pazara gitmek için evden çıkmış. Çocuklar yolda Hoca’yı görmüşler ve yanına gitmişler. Çocuklar, Hoca’ya: — Hocam, çarşıdan bize de birer düdük al. demişler. Ama hiçbiri Hoca’ya düdük için para vermemiş. Sadece Ali, Nasreddin Hoca’ya para vermiş ve: — Hocam, bu para ile bana bir düdük al. demiş. Hoca, çocuklara: — Tamam, alırım. diye cevap vermiş. Hoca akşam pazardan dönmüş. Çocuklar hemen Hoca’nın yanına gitmiş ve düdüklerini istemiş. Nasrettin Hoca, cebinden sadece bir düdük çıkarmış ve Ali’ye vermiş. Diğer çocuklar Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: — Hocam, bizim düdüklerimiz nerede? Hoca şu cevabı vermiş: — Parayı veren düdüğü çalar! کسی که پول میدهد، سوت میزند روزی ملانصرالدین برای رفتن به بازار از خانه بیرون آمد. بچهها او را در راه دیدند و نزدش رفتند. آنها گفتند: — استاد، از بازار برای ما هم یک سوت بخر. اما هیچکدام برای خرید سوت پولی به او ندادند. فقط علی به ملانصرالدین پول داد و گفت: — استاد، با این پول برای من یک سوت بخر. ملانصرالدین پاسخ داد: — بسیار خوب، میخرم. عصر که از بازار برگشت، بچهها فوراً نزد او آمدند و سوتهایشان را خواستند. ملانصرالدین فقط یک سوت از جیبش بیرون آورد و آن را به علی داد. بچههای دیگر پرسیدند: — استاد، سوتهای ما کجاست؟ ملانصرالدین پاسخ داد: — هر که پول بدهد، سوت میزند! این ضربالمثل ترکی به این معناست که کسی که هزینه چیزی را میپردازد، از نتیجه و منفعت آن بهرهمند میشود.
Kebapçı Duman Satıyor | Akşehir çarşısında bir kebapçı varmış. Bu dükkânın sahibi çok cimri ve kurnaz bir adammış. Bir öğle vakti bu dükkânın önüne fakir bir adam oturmuş. Bu fakir adam kebapların dumanını uzun uzun koklamış. Çünkü kebap almak için parası yokmuş. Çantasından kuru bir ekmek parçası çıkarmış, bu ekmeği kebabın dumanına tutmuş, sonra da ekmeği yemiş. Dükkânın sahibi bu adamı görmüş. Hemen adamın yanına gitmiş ve: — Kebabın parasını ver. demiş. Fakir adam çok şaşırmış ve: — Ben kebap yemedim. Niçin para vereceğim? diye sormuş. Kebapçı yine kebabın parasını istemiş. Bu yüzden kebapçı ve fakir adam kavga etmişler. Oradaki insanlar kebapçıyı ve fakir adamı Nasreddin Hoca’nın yanına götürmüşler. Kebapçı ve yaşlı adam her şeyi Nasreddin Hoca’ya anlatmışlar. Hoca onları dinledikten sonra fakir adama: — Cüzdanındaki bütün paraları bana ver. demiş. Fakir adam çok üzülmüş ama hiçbir şey söylememiş. Cüzdanındaki bütün paraları Nasreddin Hoca’ya vermiş. Hoca, adamın paralarını almış, paraları bir keseye koymuş ve keseyi sallamış. Daha sonra Nasreddin Hoca, kebapçıya sormuş: — Paraların sesini duydun mu? Kebapçı: — Evet, duydum. diye cevap vermiş. Bunun üzerine Nasreddin Hoca, kebapçıya şunları söylemiş: — Sen kebap dumanı için para istedin. Kebapların dumanı için, paraların sesi yeter. Şimdi buradan git! کبابفروش دود میفروشد در بازار آقشهر کبابفروشی بود. صاحب مغازه مردی بسیار خسیس و زیرک بود. یک روز هنگام ظهر، مرد فقیری جلوی مغازه نشست. او مدت زیادی بوی دود کبابها را استشمام کرد، چون پول خرید کباب نداشت. سپس تکهای نان خشک از کیفش بیرون آورد، آن را در دود کباب گرفت و بعد نان را خورد. صاحب مغازه این صحنه را دید. فوراً نزد مرد رفت و گفت: «پول کباب را بده!» مرد فقیر خیلی تعجب کرد و گفت: «من که کباب نخوردهام. چرا باید پول بدهم؟» اما کبابفروش باز هم پول کباب را مطالبه کرد. به همین دلیل میان آن دو دعوا شد. مردم آنها را نزد ملانصرالدین بردند. کبابفروش و مرد فقیر ماجرا را برای ملانصرالدین تعریف کردند. پس از شنیدن حرفهایشان، ملانصرالدین به مرد فقیر گفت: «همهٔ پولهای داخل کیف پولت را به من بده.» مرد فقیر ناراحت شد، اما چیزی نگفت و همهٔ پولهایش را به او داد. ملانصرالدین پولها را گرفت، داخل کیسهای ریخت و کیسه را تکان داد. سپس از کبابفروش پرسید: «صدای پولها را شنیدی؟» کبابفروش پاسخ داد: «بله، شنیدم.» ملانصرالدین گفت: «تو برای دود کباب پول خواستی. در عوضِ دود کباب، صدای پولها کافی است. حالا از اینجا برو!
Eşeğe İnanıyorsun | Bir gün Nasreddin Hoca’nın bir komşusu Hoca’nın evine gitmiş. Nasreddin Hoca: — Merhaba komşum. Hoş geldin. Nasılsın, iyi misin? diye sormuş. Komşusu: — Sağ ol Hocam, iyiyim. diye cevap vermiş ve: — Hocam, senden bir şey isteyeceğim, şehre gideceğim, eşeğini iki saat için bana verir misin? diye sormuş. Nasreddin Hoca eşeğini komşusuna vermek istememiş ve: — Ah komşucuğum, eşek evde değil. diye cevap vermiş. Tam bu sırada ahırdaki eşek uzun uzun anırmış. Komşusu eşeğin sesini duymuş ve Nasreddin Hoca’ya şunları söylemiş: — Hocam, bu ses ne? Sen bana “Eşek evde değil.” dedin ama bu senin eşeğinin sesi! Nasreddin Hoca komşusuna kızmış ve: —Ayıp komşu, çok ayıp! Sen benim sözüme inanmıyorsun. Eşeğin sözüne inanıyorsun!? diye cevap vermiş. تو حرف الاغ را باور میکنی! روزی یکی از همسایههای ملانصرالدین به خانه او رفت. ملانصرالدین پرسید: — سلام همسایه، خوش آمدی. حالت چطور است؟ خوبی؟ همسایه پاسخ داد: — ممنون، خوبم. سپس گفت: — استاد، از شما درخواستی دارم. میخواهم به شهر بروم. آیا الاغت را برای دو ساعت به من میدهی؟ ملانصرالدین نمیخواست الاغش را به او بدهد، بنابراین گفت: — ای همسایه عزیز، الاغ در خانه نیست. در همان لحظه، الاغی که در اصطبل بود، مدت زیادی عرعر کرد. همسایه صدای الاغ را شنید و گفت: — استاد، این صدا چیست؟ شما گفتید «الاغ در خانه نیست»، اما این صدای الاغ شماست! ملانصرالدین ناراحت شد و گفت: — خجالت بکش همسایه، خیلی خجالتآور است! تو حرف من را باور نمیکنی، اما حرف الاغ را باور میکنی؟!
Bize Hiç Gelmedi | Bir gün Nasreddin Hoca’nın arkadaşları Hoca’nın evine gitmişler. Hoca’nın karısı evde yokmuş. Arkadaşları, Hoca’ya: “Hocam, senin karın hiç evde durmuyor. O çok geziyor. Her gün başka bir yere gidiyor.” demişler. Hoca biraz düşünmüş ve şöyle cevap vermiş: — Hayır, bu doğru değil. Siz “O çok geziyor, her gün başka bir yere gidiyor.” diyorsunuz ama o hiç bizim eve gelmedi. او هیچوقت به خانهٔ ما نیامد روزی دوستان ملانصرالدین به خانهٔ او رفتند. همسر ملانصرالدین در خانه نبود. دوستانش به او گفتند: «استاد، همسر تو اصلاً در خانه نمیماند. او خیلی گردش میکند و هر روز به جایی دیگر میرود.» ملانصرالدین کمی فکر کرد و پاسخ داد: «نه، این درست نیست. شما میگویید او خیلی گردش میکند و هر روز به جایی دیگر میرود، اما او هیچوقت به خانهٔ ما نیامده است!»
Yarın kıyamet kopacak | Nasreddin Hoca’nın bir kuzusu varmış. Arkadaşları bir gün, “Hoca, yarın kıyamet kopacak. Hepimiz öleceğiz. Ölmeden önce senin şu kuzuyu keselim ve yiyelim.” demişler. Hoca hiç istememiş ama arkadaşları çok ısrar etmişler. Hoca, arkadaşlarını üzmek istememiş ve: “Tamam, kuzumu kesin ve yiyelim.” demiş. Hoca ve arkadaşları ormana gitmişler. Ormanda bir ateş yakmışlar. Daha sonra kuzuyu kesmişler, ateşte kızartmışlar ve yemişler. Yemekten sonra arkadaşları yüzmek için soyunmuşlar ve dereye girmişler. Nasreddin Hoca onların elbiselerini toplamış ve ateşe atmış. Bir süre sonra arkadaşları gelmiş. Elbiselerini ateşte görünce: “Hoca, elbiselerimizi neden yaktın?” diye sormuşlar. Nasreddin Hoca cevap vermiş: — Size elbise lazım değil. Yarın kıyamet kopacak! فردا قیامت به پا خواهد شد ملا نصرالدین یک بره داشت. روزی دوستانش به او گفتند: «ملا! فردا قیامت میشود و همه میمیریم. پس قبل از مرگ، این بره را سر ببریم و بخوریم.» ملا راضی نبود، اما دوستانش خیلی اصرار کردند. او هم برای ناراحت نکردن آنها گفت: «باشد، بره را سر ببریم و بخوریم.» آنها به جنگل رفتند، آتش روشن کردند، بره را کشتند و کباب کردند و خوردند. بعد از غذا، دوستان ملا برای شنا لباسهایشان را درآوردند و وارد جوی آب شدند. ملا لباسهای آنها را جمع کرد و داخل آتش انداخت. وقتی برگشتند و لباسهایشان را در حال سوختن دیدند، با ناراحتی پرسیدند: «ملا، چرا لباسهای ما را سوزاندی؟» ملا پاسخ داد «شما که به لباس احتیاج ندارید؛ مگر نگفتید فردا قیامت میشود؟!
Rüya | Nasreddin Hoca bir sabah çok erken kalkmış ve çalışmak için tarlaya gitmiş. Tarlada öğlene kadar çalışmış. Öğlen acıkmış ve “Şu ağacın gölgesinde yemeğimi yiyeyim.” diye düşünmüş. Yemeğini yedikten sonra uykusu gelmiş. Bir ağacın gölgesinde yatmış ve uyumuş. Rüyasında beyaz sakallı bir evliya görmüş. Evliyanın elinde yüz altın varmış. Evliya, altınları birer birer Nasreddin Hoca’ya vermiş. Bir, iki, üç, dört…, doksan, doksan bir…, doksan sekiz, doksan dokuz… Ama yüzüncü altını vermemiş. Nasreddin Hoca, beyaz sakallı adama “Yüzüncü altını niye vermiyorsun? Haydi, yüzüncü altını da ver!” demiş. Nasreddin Hoca tam o anda uyanmış ve ellerine bakmış. Elleri bomboşmuş. Hiç altın yokmuş. Nasreddin Hoca tekrar yatmış, gözlerini sıkı sıkı kapatmış ve “Tamam, benim için sorun yok, doksan dokuz olsun!” demiş. رؤیا روزی صبح خیلی زود، ملانصرالدین از خواب بیدار شد و برای کار به مزرعه رفت. او تا ظهر در مزرعه کار کرد. ظهر گرسنه شد و با خود گفت: «غذایم را زیر سایهٔ این درخت میخورم.» بعد از خوردن غذا خوابش گرفت. زیر سایهٔ درختی دراز کشید و خوابید. در خواب، پیرمردی مقدس با ریش سفید دید. در دست آن پیرمرد صد سکهٔ طلا بود. او سکهها را یکییکی به ملانصرالدین میداد: یک، دو، سه، چهار… نود، نود و یک… نود و هشت، نود و نه… اما سکهٔ صدم را نداد. ملانصرالدین به آن مرد ریشسفید گفت: «چرا سکهٔ صدم را نمیدهی؟ زود باش، سکهٔ صدم را هم بده!» در همان لحظه از خواب بیدار شد و به دستهایش نگاه کرد. دستهایش کاملاً خالی بود و هیچ طلایی در آنها نبود. ملانصرالدین دوباره دراز کشید، چشمهایش را محکم بست و گفت: باشد، برای من اشکالی ندارد، همان نود و نه تا هم خوب است!
Kedi nerede? | Bir gün Nasreddin Hoca kasaptan iki kilo et almış ve evine gitmiş. Karısına, “Bunları akşama pişir.” demiş. O gün eve karısının misafirleri gelmiş. Nasreddin Hoca’nın karısı, eti pişirmiş ve misafirlerine ikram etmiş. Akşam Hoca gelmiş ve karısına “Haydi yemek yiyelim. Çok acıktım.” demiş. Karısı masayı hazırlamış, yemekte sadece çorba varmış. Nasreddin Hoca, karısına “Et nerede?” diye sormuş. Karısı, “Eti kedi yedi.” diye cevap vermiş. Nasreddin Hoca karısına inanmamış. Bu yüzden karısına, “Kediyi buraya getir.” demiş. Karısı, kediyi getirmiş. Hoca, teraziyi almış ve kediyi tartmış. Kedi tam iki kilo çıkmış. Hoca karısına sormuş: — Bu et mi kedi mi? Et ise kedi nerede? Kedi ise et nerede? گربه کجاست؟ روزی ملا نصرالدین دو کیلو گوشت از قصابی خرید و به خانه برد. به همسرش گفت: «اینها را برای شام بپز.» آن روز مهمانهایی به خانه آمدند. همسر ملا گوشت را پخت و از مهمانان پذیرایی کرد. شب، ملا به خانه آمد و گفت: «بیا غذا بخوریم، خیلی گرسنهام.» همسرش سفره را آماده کرد، اما فقط سوپ روی سفره بود. ملا پرسید: «گوشت کجاست؟» همسرش پاسخ داد: «گربه گوشت را خورد.» ملا حرف او را باور نکرد و گفت: «گربه را اینجا بیاور.» وقتی گربه را آوردند، ملا ترازو را آورد و گربه را وزن کرد. وزن گربه دقیقاً دو کیلو بود. سپس از همسرش پرسید: «این گوشت است یا گربه؟ اگر این گوشت است، پس گربه کجاست؟ و اگر این گربه است، پس گوشت کجاست؟»
Çömlek hesabı | Nasreddin Hoca’nın takvimi yokmuş. Bu yüzden Hoca, Ramazan günlerini hesaplamak için, her gün bir çömleğin içine bir taş atmış. Bir gün Hoca’nın yaramaz oğlu, çömleğin içine bir avuç taş koymuş. Nasreddin Hoca’nın arkadaşları, Hoca’ya “Bugün Ramazan’ın kaçı?” diye sormuşlar. Hoca, “Şimdi bilmiyorum. Beni burada bekleyin. Eve gideceğim ve öğreneceğim.” demiş. Nasreddin Hoca evine gitmiş. Çömleği açmış. İçindeki taşları saymış. Çömlekte yüz yirmi beş tane taş varmış. Hoca çok şaşırmış ve tekrar saymış. Yine yüz yirmi beş taş saymış. Nasreddin Hoca, arkadaşlarının yanına gitmiş ve “Arkadaşlar, bugün Ramazan’ın kırk beşi.” demiş. Arkadaşları Hoca’nın bu cevabına çok gülmüşler. Arkadaşlarından biri “Hocam, bir ay otuz gündür. Hiç Ramazan’ın kırk beşi olur mu?” diye itiraz etmiş. Hoca, arkadaşına kızmış ve şunları söylemiş: — Ben yine insaflı davrandım. Benim çömleğe göre, bugün Ramazan’ın yüz yirmi beşi! حساب کوزه ملا نصرالدین تقویم نداشت. به همین دلیل برای اینکه روزهای ماه رمضان را حساب کند، هر روز یک سنگ داخل کوزه میانداخت. یک روز پسر شیطان و بازیگوش ملا، یک مشت سنگ داخل کوزه ریخت. دوستان ملا از او پرسیدند: — امروز چندم رمضان است؟ ملا گفت: — الان نمیدانم. اینجا منتظر بمانید. به خانه میروم و میفهمم. ملا نصرالدین به خانه رفت. کوزه را باز کرد و سنگهای داخل آن را شمرد. در کوزه ۱۲۵ سنگ بود. ملا خیلی تعجب کرد و دوباره شمرد. باز هم ۱۲۵ سنگ شد. سپس نزد دوستانش برگشت و گفت: — دوستان، امروز چهل و پنجم رمضان است! دوستانش از این جواب خیلی خندیدند. یکی از آنها گفت: — ملا جان، یک ماه سی روز است. مگر رمضان چهل و پنج روز هم میشود؟ ملا از این حرف ناراحت شد و گفت: — من باز هم منصفانه رفتار کردم! طبق حساب کوزه من، امروز صد و بیست و پنجم رمضان است!